Atlas of Interruptions
Site-spesific installation, acrylic on walls, 2014
Centre forJerusalem Studies, Al Quds University, Hammam al Shifa

Jerusalem Show VII: Fractures, Intervals
curated by Basak Senova
organized by Al Ma'mal 
part of Qalandiya International II

Photo by Rula Halawani



















...............        ................................................................________________________________________________________











Rakı And Fish

by
Tan Morgül (author) 
Ceren Oykut (illustrator) 
Stratis Vogiatzis (photographer)
 Bob Beer (translator)


First of all, this book is not a "cook book". It's not just a book about fish, nor is it just a book about about rakı; it's a book that "reads: fish and seafood culture through rakı. It's a book that chases after the scent of seafood in Mediterranean cities, and never without rakı: It takes the magic of fish and rakı to the ports that keep watch over Mediterranean history and shares it with the local people. It's a book that savors the aroma of fish at the rakı table, about a kind of pleasure that demands time, taken for oneself and friends, to experience that joy together. In the words of the famous traveler Evliya Çelebi, "...because fish is a food for happiness and celebration!" To sum it up: If fish is happiness, then rakı is the celebration. This book is the product of multiple inspirations. We try to share what the cities we visited shared with us and inspired in us. Rakı and fish may have been our main focus but we also made sure to reflect something of the cities' history, geography, mythology, poetry, stories, etymologies and even melodies. We're in the Mediterranean after all, the land of ethics and aesthetics, and our own words, by themselves, would have been insufficient. Archestratus, one of the first gourmets in history, said that a good drinking table must include four or five people at the most. The same is said of the rakı table. So then, in honor of this book, I'll lay out an "anachronistic" spread and invite Archestratus, Alan Davidson, Fernand Braduel and Evliya Çelebi...and from among the living, Predrag Matvejevic. And as we chat, I'll be grilling the fish and pouring the rakı, to drink to the honor of the Mediterranean. Let us close with the words of world famous photographer Ara Güler, and let it sum up the entire book: "Fish is caught, not with nets poles, but rakı!"- Tan Morgül








"For me the image that comes up at the word 'city' is İstanbul. After all, when my friends in Athens spoke of İstanbul, they used the word Polis, "the city", for short. For this book, i had to draw many different cities, each different from the next. In reality, i had never seen most of these cities, and of those i had seen, there were only two that i'd spent enough time in to really enjoy and get a sense of them. In designing my drawing, i referred to old and new maps for help, looked at many different photographs, but i didn't work to come up with a "great city" image. In light of the book's focus, i went after the image of a fisherman's town that kept appearing in my mind. The more i drew, the more a new pool of images began to take shape, like a new alphabet... The last city i drew, İstanbul, harbors something from all of these images."- Ceren Oykut







................    ........                                        ,,,,,
















The Minaret, ink and pencil on pvc, 2014







installation view 

(the) Nature Of (the) Material
curated by Adnan Yıldız
Polistar, İstanbul, 2014

Photo credit: Ege Kanar








...............................................................












>>.     .( Extract from Screen Impromptu 2014, to be continued.. ))


thinning



suspension



suspension with letters


pointless











Screen Impromptu 
installation view from A Universe Supplementary To This One
curated by Fatoş Üstek
gallery x-ist, Istanbul, 2014












............................................................















What Is My Name
(wall painting and ink on paper, 2013)

solo project in Artissima, Present Future exhibition, Torino, Italy, 2013
photo credits:
Ece Göymen, Mesut Güvenli





..----------------------------------------------------------------
--










Makedon (İstanbul) şehrinin yedinci kurucusunu, İstanbul surunun ve Ayasofya binasının yapılışını bütün eski tarihçiler bu şekilde yazarlar ki; [10b] insanlığın babası Hz. Âdem Safî yeryüzüne indikten sonra 5052 yıl geçtiğinde Madyan oğlu Yanko'nun torunlarından Vezendon adlı şanlı bir kral ortaya çıkarak cihana ün salıp bütün Rumeli, Frengistan, Kızılelma, Almanya, Karaman, Yunanistan'a ve Rum denizi içindeki ve okyanusta olan bütün adalar ile deniz kıyılarında olan bütün kalelere hükmü yürüdü. Bütün krallar buyruğuna boyun eğdikten sonra Makedon şehrine gelip gördü ki dedesi Yanko'nun yaptığı o eski şehir harap olmuş. Hemen o an Makedon'da konaklayıp bütün bilgeleri, kâhinleri ve danışmanları ile danışıp bütün ülkeleri zaptetmek için İstanbul'u tahtgâh edinmek için yapımına başladığında yeryüzünde buyruk sahibi olan krallara haber gönderip her memleketin mimar, mühendis, yapı ustası ve işçilerinden bir milyon adam topladı. Yapım burcu seretân (yengeç) olsun diye tembih etti. Edirnekapı tarafında bir rasad yapıp bir minare mili üzerine bir çan yapıp hazırladı. Uğurlu saat olunca o çanı çalıp bütün işçiler ellerinde olan taş ve kireçleri yere bırakıp temel atmaya hazırladı. Hudâ'nın hikmeti bir leylek bir yılan avlayıp havadan yuvasına getirirken o yılan leyleğin gagasından kurtulup anılan rasad çanının üzerine düşünce çan çalınıp bütün işçiler ellerinde olan taşları ve kireçleri yere bıraktılar. Göz açıp kapayıncaya kadar surun temeli yerden bir arşın kadar yükseldi. Bütün yıldız bilimcileri ve kâhinler, "Bre uğurlu saat olmadı. sabredin" diye bağırdılar. Mümkün olmadı ve yapıya uğursuz saatte başlamış oldular. Bu kale içinden veba, ateş ve askerlerin ayaklanmaları eksik olmaz. Üçgen şeklinde temel kuruldu "Uğursuzluktan kurtulmaz, bu diyar yine harap olur" diye üzülüp feryat ettiler.İşin sonunda bütün işlerini takdire bırakıp bu beyt ile amel ettiler:   Edemez def sakınmağla kazâyı kimse. Bin sakınsan yine ön son olacak olsa gerek               (Evliyâ Çelebi Seyahatnamesi, İstanbul, birinci cilt, birinci kitap sf.17-18, YKY, 2003, Istanbul


Kum-Çakıl Karışımı/Mixture Of Sand And Pebbles, 2012, ink on paper





".. Mağaralara ve sakin yerlere sığınmayı yalnızca deliler istemez; aynı zamanda, ruhlarını huzura kavuşturmak için insani faaliyetleri küçümseyenler de böyle yerler ararlar. Dış kaygılardan bunalan zihin, bedeni istirahate ihtiyaç duyduğunda, sakin yerlere doğru koşar. Ve burada sabahleyin erkenden uyanır; ne babanın, ne annenin, ne karının, ne kızkardeşin, ne akrabaların, ne uşakların, ne servetin, ne de sıkıntıya yol açan herhangi birşeyin bulunduğu hakikat âleminde kendi başına dolaşır. Tüm kaygı nedenleri, dehşete kapılmış olarak uzakta durur ve bu âlemin sakinlerine duydukları saygıdan ötürü yaklaşmaya cüret edemezler. .." (Gülmeye ve Deliliğe Dair, Hippokrates, sf 9-10,  İris Yayınları, Istanbul, 1997)

Sayfiye/Banlieue, 2012, ink on paper  




"...Şu meret gömleğin yırtık cebini de nasıl gizlersin. Sol elin göğsünde mi dolaşacaksın? Gülerler adama, Mevlevî mi Alevî midir nedir? Hem Kızılay burası, büyük olasılık bir tanıdığa rastlamak. Ne acınır bana artık kimbilir? Başdanışman emeklisi Bay Muannit Sahtegi. Allah Allah, yırtık cepli mintanla dolaşıyor ortalarda. Güldüm. Ye kürküm ye'ye amma önem vermişiz. Sıkıntı kasıklarıma vurdu. Sıcak, yazdan beter. Şaşkın. Bilmem neren açıkta değil a, bu utanma nenin nesi? Allah layığını, beter belanı versin. Yürü, bas git eve. Yorgunum, ama inatçıyım, dolmuşa yönelen bacaklarıma birer şedit yumruk, yön değiştirttim. Ula, ula Yukarı Ayrancı otobüsü kalkmak üzere, attım kapağı soluk soluğa, yüksek basamağa ayağımın tekini koymamla birlikte... lakin pantalonumun kıçında bir cırtlama oldu galiba, hadi bakalım bir dert daha aldık mı başa, gazladı şoför, sarıldım parlak çubuktan sarkan tepemdeki meşin askılığa, terli, kirli ellerden renk değiştirmiş, kaygan askılıklar. Devrile, yoğrula yıkılarak insancıklar birbiri üstüne, gidiyoruz, bastıkça acımasızca şoför..."                          (Vüs'at O. Bener, Bay Muannit Sahtegi'nin Notları, YKY, 2003, Istanbul)


Ikarus, 2012-13, ink on paper